Tarihçemiz

Giriş

Araştırmalarımız 4 yılı kapsamaktadır. Uzun, meşakatli fakat bir o kadar da keyifli bir çalışmaydı. Bu zaman zarfında gördük ki toplum olarak kayıt alma ve bunu arşivleme bilincine daha yeni yeni sahip olmuşuz. İlk resmi nüfus sayımının 1927 yılında yapıldığını biliyoruz. 1834 yılında Trabzon’da ve 1840 yılında Akçaabat’ta kısıtlı bir sayım yapıldığı bilinmektedir. Bu sayımlar sadece erkekleri kapsamış, erkekler lakapları ve dış görünümleri ile tasvir edilmiştir. Trabzon Valiliği’nin ve birçok tarihçimizin bu konuda tasnif çalışmaları mevcuttur.

4 yıllık zaman zarfında 400 Kandaz ile görüşüp, 400 civarında kitap, makale ve tez inceledik. Diğer ailelerin soy ağaçlarını da inceleyerek bir fikir edinmeye çalıştık. Yerel araştırmacılarla bir araya gelerek bilgi alışverişinde bulunduk. Anadolu’da yaşamış 15.442 Kandaz’ın (1800-2011) olduğunu tespit ettik.

Hep dediğimiz gibi, kitap yazmak veya bu işi bir tarih araştırmacısı gibi yapmamız mümkün değil. Biz kendimize has amatörce yöntemlerle bu bilgilere ulaşmaya çalıştık.

Naçizane tespitimiz, Türkler’in sosyal yapısı gereği, ana boy bilinmediği takdirde ailelerin soyuna ulaşılamayacağı gerçeğidir. Osmanlı gibi merkezi yapısı güçlü devletlerin hâkim olduğu ülkelerde boylar ve onların alt kolları uruglar yok olmuştur. Ancak konar-göçer yaşamı devam ettirebilenler arasında boyları ya da onların kollarını takip etmek mümkündür.

Türk sosyal yapısı içerisinde en küçük birim ailedir. Aileler “urug”ları, onlar da “boy”u meydana getirir. Bu yapı, nesiller geçtikçe değişen canlı bir yapıdır. Şöyle ifade etmek isterim; nasıl ki, bir kökten gövde, gövdeden ana dallar, onlardan da daha küçük dallar ve çalı-çırpılar çıkıyorsa ve bu ağaç kuruyana kadar devam ediyorsa, aile ve urug isimlerimiz de aynı şekilde zaman içerisinde yeni kollara, alt birimlere ayrılıyor. Çünkü “urug” dediğimiz yapı (Türkiye’de kavim, kabile, aşiret de denir) yedi göbek kan bağıyla birbirine bağlı insan topluluğunu ifade eder ve yediden sonra yeni bir “urug” başlar ve bu böyle devam eder gider. Dolayısıyla da önceki isimler zaman içerisinde kaybolur. Ancak ana boylar muhafaza edilebilmiştir. Fakat yukarıda da ifade ettiğim üzere, Türkiye gibi yerleşik hayatın hâkim olduğu ülkelerde bu ana boylar da yok olmuştur. Devletler, varlıkları için tehlikeli gördükleri boyları Karamanoğulları örneğinde olduğu gibi dağıtmış, boyun değil devletin vatandaşı haline getirerek kendisi için tehlike olmaktan çıkarmıştır. İşte bu nedenle Türkiye’de ailelerin geçmişini takip etmek zordur. Soyadı kanununda aşiret isimlerinin alınmaması da buna örnek teşkil etmektedir.

Yukarıdaki açıklamalarımız ışığında bazı aile araştırmalarının bizimki kadar şanslı olmadığı düşüncesindeyim. Kandaz öz Türkçe bir kelimedir ve 1000 yıldan uzun bir geçmişe sahiptir.

Anadolu’da veya dünya üzerindeki diğer bölgelerde yaşayan Kandazlar’a göre bazı değişik anlamlar yüklense de (bu hususa ilerdeki bölümlerde yer verdik) Kandaz’ın kelime olarak anlamı cesur ve cengâver demektir. Yine de, bunu burada bırakmayıp, eski Türkçede hecelerin de bir anlam teşkil ettiği yönündeki tespitimizden yola çıkarak, hecelerin anlamını da araştırdık. Her ismin bir anlamı olduğu gibi, eski Türkçe’de her hecenin de bir anlamı olduğu profesörlerimizce yazılmıştır. Bu araştırmalar göre; Kan’ın anlamı; han, hükümdar, Daz/Das; çıplak toprak, bozkır anlamına geldiğini gördük. Basit bir birleştirme ile kelimenin anlamının “Bozkırların Hakanı” olarak karşımıza çıktığını gördük. Yani kelime anlamı ile heceleme anlamı çok da birbirinden ayrı değildir.

Bazı araştırmalarda Mollaömeroğulları, Mollamehmetoğulları, Ahmetoğulları, İmamoğulları, Karamehmetoğulları gibi bazı aile isimlerinin tarihin tamamına yansıtılması bizce doğru değildir.

Burada söz konusu durum, zamanın birinde ailede mollalık yapmış bir kişinin devamını göstermesidir. Yoksa böyle bir urug yoktur. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus Karadır. Kara, hem anlam bakımından hem de urug açısından tarihimizde önemli bir yer teşkil etmektedir. Araştırmalarda peşinden gidilmesi gereken budur. Karamehmet diye bir aile araştırmasında Türkiye’nin yarısı akrabanız çıkabilir.

Bize enteresan gelen bir diğer husus da, aile araştırmalarının neredeyse tamamında 3 veya 5 kardeşin birlikte gelmesi ve Fatih Sultan Mehmed’in Trabzon’u fethi sırasında, bu ailelerin tamamının savaşta yer almış olmasıdır. Burada bizim fikrimiz bu ailelerin düzenli orduya dâhil edilmesi değil, yeni alınan topraklarda asimilasyonu sağlayarak Türk nüfusunun egemen kılınmasıdır.

Bulunduğumuz bölgenin (Trabzon-Torul-Ünye Bölgesi), gelenek göreneklerimizin, yaşam tarzımızın Çepni boyuna çok benzemesi nedeniyle, tarihsel süreci de bir araya getirdiğimizde, Çepni Boyundan anılmamız normaldir. Bulgular ve gelenek göreneklerimiz de bunu desteklemektedir. Ancak, Kanglılar’a ait detaylar, araştırmalarımız sırasında dikkatimizi çekmiştir. Bu da bir ihtimaldir ve üzerinde çalışılması gerekmektedir.

Kanglılar’a özellikle bu satırlarda yer vermek istedim. Çünkü anlatacağım bağlantı size de enteresan gelecektir.

Kanglılarla ilgili olarak Doç. Dr Osman Yorulmaz ile görüştüm. Kendisi Kazaklar ve Kanglılar konusunda en değerli araştırmacılarımızdan biridir.  Kanglılarla ilgili olarak Bilig 40’ta, Türk Dünyası Araştırmaları 162 ve 165’te ve İstanbul Üniversitesi Tarih Dergisi 43. sayısında dört makalesi yayınlanmıştır.

“Çok eski bir Türk boyu olan Kanglılar, mevcut Türkistan Türkleri içerisinde hala kavmi yapılarını devam ettirmektedir. Kanglılar Kafkaslar’da, Dağıstan’da ve Türkiye Türkleri arasında da mevcudiyetini hala sürdürmektedir. Türkiye’ye gelişleri Moğol istilası sırasındadır. Türkiye’de “kağnı/gağnı” dediğimiz araba Kanglılar’ın icadıdır ve doğrudan onların isimlerini taşır. Muhtemelen, Sivas’ın Kangal köpeği de onlarla birlikte Anadolu’ya gelmiştir.

Kanglılar, Çin’in kuzeyinden Karadeniz’in kuzeyine ve Anadolu’ya kadar çok geniş bir coğrafyaya dağıldıkları için, maalesef alt boylarını takip etmek mümkün değildir. “Kan”la başlayan pek çok isim (kişi, boy, yer-su) Kanglılarla ilgilidir. Çin kaynaklarından Veyşu (Vey Hanedanı tarihi)’da Kan hanedanı isminde idarelerden söz ediliyor. Bundan çok daha önce Maveraünnehir’in kuzey doğusunda (bugünkü Özbekistan’ın kuzey doğusu, Kırgızistan’nın kuzeyi ile Kazakistan’ın güney doğusu) Asya Hunları zamanında yani miladi yıllarda Kang devleti vardı. Dede Korkut hikâyelerinde, “Kan” ve “Kanklı” adında pek çok isim geçer. Yine Oğuznamelerde Kanglı ismini görmek mümkündür” bilgisini Doç. Dr. Osman Yorulmaz’dan edindik.

Islamic Arts Museum (http://www.iamm.org.my), Kualalumpur/Malezya’da Kandaz ve Kanglı hakkında verilen bilgilerde; Mink Hanedanı mensubu olarak detaylı olarak gösterilmektedir. Bu, Çinli olduğumuzu göstermez ama hanedanlıktaki önemli güçlerden/idarelerden biri olduğumuzu gösterir. Müzede yer alan tabletlerde, Kandaz isminin hemen yanında Müslüman-Türkmen olarak adlandırılmaktadır.

Türkçe’de hece, kelime ve hece anlamlarının öneminden bahsetmiştim. Tarihte hiçbir isim güzel olduğu için verilmemiştir. Tüm isimler ve onların anlamları, hak edildiği veya kişiyi/boyu/uruğu yansıttığı için verilmiştir. KAN-DAZ yani Kan içeren hecenin çıkışını da sizlere bu nedenle aktarmak istedim.

Geçmişimiz ile ilgili her bilgi bizim için çok önemlidir. Ancak bizim önceliğimiz, Anadolu’daki yerimizdir. Anadolu’daki varlığımıza değinmeden evvel, Trabzon-Giresun yöresinin son 700 yıllık tarihinde 5 büyük göç olayı yaşandığını bilmemiz gereklidir. Birçok ailenin bölgeye geldiğini, buraları yurt edindiğini, bir kısmının da ayrıldığını biliyoruz. Kalanların torunları, bugünkü Karadeniz halkını oluşturmaktadır. Bu önemli nüfus hareketlerini şöyle sıralayabiliriz;

  1. Çepniler ve diğer Türkmenlerin 14. yüzyılda bölgeyi ele geçirmeleri,
  2. Tuzcuoğlu isyanı ve 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra Trabzon yöresinden yapılan göçler,
  3. 1720’lerde Kürtün reayası göçleri,
  4. 93 Harbi’nden sonra Kafkasya’dan Gürcü ve Acar göçleri,
  5. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Lozan Antlaşması ile Türk-Yunan nüfus mübadelesi (değişimi).

Verdiğimiz bu bilgilerden sonra genel bir çerçevede Karadeniz tarihini, mensup olduğumuz Çepni boyunu ve tabi ki Kandazoğulları ile ilgili elde ettiğimiz verileri inceleyelim.

Tarihçemiz için 1 cevap

  1. Seddül Bahir der ki:

    Proto Hind-Avrupa dilinde “Kand” ışıyan, ışık saçan ve “Kandaz” da parlaklık, görkem, ihtişam anlamına gelir ve genelde Güneş tanrısını ifade eder, (İskitlere bakın.). Farklı bir coğrafyada buna yakın olabilecek olan ise “Kandez, Kandezi, Kandiz ve Kandej” ise Afrasiyap’ın Kang şehrindeki Kalenin adıdır, (Şahname-Firevsi). Kang/Afrasiyap beraber kullanılır ve Semerkand’ı tarif eder. “Kang” şehrin adıdır, “Dez, diz” ise kale demektir. Ayrıca “Kang” şehri çok daha doğuda da tarif edilir. “Kang” Tochar dilinde “Taş” demektir ve Kanglıların genelde başkenti olan Taşkent adını bundan alır. Kang/Taş inancının nehir tanrıçasıyla olan ilgilisi tartışılmaktadır. Kanglı-Kağnı benzetmesi maalesef zorlamadır. Kanglıların tarihi, dış görünüşleri, adetleri ve inançları az buçuk çinli kayıtlarda mevcuttur. Fakat “Kandaz” adını Kang’lılarda aramanızın sizi yanıltabileceğini düşünüyorum. Eğer Kanglı bir geçmişiniz varsa bunun izini bulmalısınız. Fakat “Kandaz” adı eğer tesadüfi bir yoldan gelimiyorsa sizi ata geçmişinize bağlar. Her şeyin ötesinde Türk kelimesinin birbirinden farklı yüzlerce kavmin oluşturduğu bir avrasya kültürü olduğunu unutmayın. Kaynar kazan, Göktürklerde olsa daha öncesi ve sonrası var ve Moğol işgaline rağmen, Moğolları bile kendine katmış dev bir tarihtir. Size iyi çalışmalar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>