Kandazoğulları

KANDAZOĞULLARI

Kandazoğulları Çepni boyundandır. Çepniler, Oğuz Han’ın oğlu Gök Han’ın çocuklarıdır.

Kandaz’ın bölgelere göre değişen anlamları vardır. Bazı bölgelerde yaşayan kişiler, Kandaz’a anlam katmışlardır. Bu her bölgede ve her isim için yaşanan olağan bir durumdur. Bizim geldiğimiz bölgede ise cesur ve cengâver anlamında kullanılmaktadır. Gerçek anlamı ise “Bozkırların Hakanı”dır.

Türk boylarının yaşantısında bozkır her zaman vardır. Buna ek olarak Kandazlar ata iyi binen ve bu maharetine at üzerinde ok atmayı da ekleyen bir topluluktur.

Ana yurdumuz Pamir Dağları’nın etekleri ve Farabi’nin de anayurdu olan Timur’un mezarının bulunduğu OTRAR şehrine 30 km uzaklıktaki KANDOS adındaki köydür.

Resim; Kandos Köyü

Kazakistan’ın güneyinde Siriderya kıyısındaki Otrar’ın adı Moğol felaketiyle anılır. Burası, Türk ve İslam dünyasının en büyük filozofu Farabi’nin doğduğu şehirdir. Farab aslında bölgenin adıydı ve Otrar (Farab, Turar, Tarban veya Tutarband diye de anılır) bu bölgenin merkezi ve Oğuzeli’nin en önemli şehriydi. Cengiz Han tarafından yerle bir edilen Otrar’ın kalıntıları geniş bir alana yayılmıştır.

Ayrıca, 1405’de Çin seferine çıkan Timur Otrar’da ölmüştür. Otrar vahası, arkeolojik kalıntıları, Orta Çağ yerleşim yerleri ve sulama yapıları ile 200 km² bir alanı kapsar.

Cengizhan’ın Otrar’ı yerle bir etmesinden sonra, Kandazlar’ın ilk göç hareketi başlamış (11.yy) olur. Bu göç hareketi, yoğunlukla Afganistan bölgesine olmuştur. Afgan tarihini yazan yabancı kaynaklı eserlerde bu bilgiye sıklıkla rastlanılmaktadır. İlerleyen bölümlerde Afganistan’da yer alan Kandazlar’la ilgili yer adlarına değinilmiştir.

Afganistan, bizim ana yurdumuz olan Kandos Köyü’ne çok yakındır. Bu nedenle burada inanılmaz bir Kandaz yoğunluğu mevcuttur. Kandaz adında bir güzergâh ve tam 29 adet Kandaz adından türemiş şehir, kasaba ve köy mevcuttur. Ayrıca Burç ve Bar Kandaz kardeşler Afganistan’da bir döneme imza atmışlardır. Burada İçişleri Bakanlığı’na denk gelen bir görevi icra etmişlerdir.

Bu göç dışında, Timur’un ordusu ile tüm Asya ve Anadolu’da savaşlarla ilerleyen bir Kandaz grubu mevcuttur. Kitabımızın başında da değindiğimiz üzere tarih sadece yazılanlarla değil ayrıca atalarımızdan bize aktarılan hikâyelerle de anlam kazanmaktadır. Bu rivayetlerden birde Timur’un ordusunun önemli bir parçası olmamızdır.

Timur 1336’da Keş’de doğdu. Türkler kendisine, Aksak Timur derlerdi. Barlas (Naci Kandazoğlu’nun araştırmalarında da yer almaktadır) aşiretinin başbuğlarından Emir Turagay ile Tekina Hatun’un oğluydu.

1370 yılında hükümdar olan Timur, askeri ve idari düzenlemeler yaptı. 1373’de Harizm seferine çıkan Timur, Kat şehrini ele geçirdi. Daha sonra Celyirliler’in başkenti Hocend üzerine yürüdü ve şehri ele geçirdi. Bu bölgede seferlere ve zaferlerine devam eden Timur giderek güçlendi. 1379’da Harizm’i tamamıyla, 1381’de de Sebzvar’ı, topraklarına kattı. 1384’de Irakı Acem’e giren Timur, aynı yıl Esterabat’ı ele geçirdi.

1386’da Tebriz, Kars ve Tiflis’i aldı. Azebaycan ve Ermenistan bölgelerindeki seferleri sonunda Karakoyunlular’a karşı savaştı ve 1387’de Doğu Beyazıt, Ahlat, Adilcevaz ve Van’ı ele geçirdi. İran’a yönelen Timur, Maraga, Rey ve Isfahan üzerine yürüdü. 1389 yılında Altınordu Devleti üzerine sefere çıkan Timur, iki kez zafer kazandı.

1391 yılında Mazerdan bölgesini ele geçirdi. Timur, bütün Şiraz ve Kirman’ı ele geçirdikten sonra Bağdat, Tekrit, Erbil ve Musul’a hakim oldu. Urfa’yı ele geçiren Timur bir süre sonra Akkoyunlu ve Karakoyunlu beylerini kendine bağladı. 1395 yılında Derbend’i ele geçirerek kuzeye yönelen Timur, Ukrayna ve Kiev üzerine yürüdü. Özi ırmağı kıyısında bulunan Kırım ve Azak çevresindeki Ceneviz kolonilerini ele geçirdi ve Moskova’ya dayandı.

1398’de Hindistan’a girdi. Delhi’yi ele geçirdi. 1400’de toplanan kurultaydan sonra Gürcistan Seferi’ne çıkma kararı aldı. Ardahan ve Kars üzerinden Bingöl’e geldi. Ahmed Celayir ve Kara Yusuf, Timur’dan kurtulmak için Osmanlı padişahı Yıldırım Bayezid’e sığındılar. Bayezid, Timur’a bağlı olan Erzincan’ı ele geçirdi. Timur ise 1400 yılında Erzincan’a tekrar hâkim oldu ve Sivas, Malatya ve Behisni şehirlerini ele geçirdi. Suriye üzerine yürüyen Timur Halep’i aldı ve Şam’ı kuşatarak aldı. 1402 yılında Erzurum, Erzincan, Kemah ve Kayseri üzerinden Ankara’ya doğru hareket etti. Ankara’da Çubuk ovasında yapılan savaşta Osmanlı kuvvetlerini büyük bir bozguna uğratan Timur, Yıldırım Bayezid’i esir aldı. Bir yıl Anadolu’da kalan Timur bütün Anadolu illerini ele geçirdi. 1403’de Gürcistan, 1405’de Çin Seferi’ne çıktı. Pir Muhammed’i yerine veliaht bırakan Timur, Otrar’da öldü.

Yukarıda Timur’un kısa bir hayatını yazdık. Rahmetli babam Ali Göksal Bey, bana aktarımlarında altını çize çize “Biz Timur’un ordularıyla Pamir’in eteklerinde dünyaya yayılmışız. Onu, bizim atalarımız yetiştirmiş ve kızlarını vermişler” demişti. Burada bahsedilen kişi Kazgan Han ve kızı Olcay Türkan Hanım’dır.

Kazgan Han, Çağatay Hanlığı’nın valilerinden biridir. Tarihteki önemi, Timur’u himayesine almasıdır. Kazgan Han Kandaz ailesinin bir üyesidir.

1350 yıllarında Türkistan ve Sogd diyarında hüküm süren Kazgan Han, Timur’un başarılarından etkilenerek onu yanına almış ve ordularının başına geçirmiştir. Timur, Kazgan Han’ın ordusunda yüzbaşıyken yaralanmış ve topal kalmıştır. Hasımları topallığından dolayı Aksak Timur lakabı ile anmışlardır. Kazgan Han ordusunda gösterdiği başarılardan dolayı kızı Olcay Türkan’ı Timur’la evlendirmiştir. Daha sonra düşmanları Kazgan Han’ı pusuya düşürerek öldürmüşlerdir. Timur da Hakan Kazgan’ı öldürtenlere savaş açarak hepsini ortadan kaldırmıştır.

Kandazlar bu vefa örneğini unutmamışlar ve yıllar sürecek olan Timur’un savaşlarında önemli görevler almış, ata binme ve okçuluk yeteneği ile Timur ordularının önemli bir kolu olmuşlardır.

Kandaz ailesi geniş bir ailedir ve neredeyse tüm coğrafyada görünmektedir. Biz bunun sebebini, Timur’un seferlerine bağlıyoruz. Timur, tüm Asya’yı almaya çalışırken, yanlarında olan Kandazlar, gittikleri bölgelerde kalarak yayılmayı gerçekleştirmişlerdir.

Savaşmak, savaştıkça ilerlemek ve her seferinde fethettiği yerde bir aile bırakmak Çepniler’in genel karakterinde zaten vardır. Timur’un seferlerinden sonra özellikle;

1-Malezya-Sri Lanka-Endonezya

2-Afganistan

3-İran

4-Horasan ve Anadolu topraklarında Kandazlar yoğun olarak görülmektedir.

Malezya, Srilanka ve Endonezya’da Anadolu topraklarından daha fazla Kandaz vardır. Hatta bu yörenin en ünlü çikolata üreticisi de Kandaz’dır ve markası Kandos’dur. Bu aileler bugün bile soyadları Kandaz olarak, saydığımız bölgelerde yaşanmaktadırlar.

Bu bölgeden bir kısım Kandaz Avustralya adasına geçmiş ve orada da Kandos (Kandos Orta Asya’daki ilk yerleşim birimimizin adıdır) adında bir kasaba kurmuşlardır. Bu kasaba 1805 yılında İbrahim adında bir Kandaz tarafından kurulmuştur.

Türk boylarınında yer aldığı, diğer göç dalgası ise; kuraklık, ekonomik ve siyasi nedenlerle olmuştur.

Bu göçler Hazar Gölü’nün kıyısında ve Horasan’da son bulmuştur. Burada her boy kendi adıyla anılırken diğer toplumlarca Horasan Türkleri olarak anılmaktadır.

İran’daki Kandaz etkinliğinin yüksek olduğunu, Kandaz-Kandez adında 2 şehir ve Kandez adında bir bölgenin mevcudiyeti ile anlıyoruz. Ayrıca Osmanlı arşivlerinden elde ettiğimiz bilgiye göre bölgede (Samara civarı) İran-Bağdat Kandazlığı adında bir beylikten bahsedilmektedir.

Her ne kadar tüm dünya üzerinde yoğun bir Kandaz dağılımı olsa da Horasan Kandazlar’ın ikinci ana yurdu olmuştur. Anadolu Kandazlarının tamamı buradan gelmiştir.

Kandaz araştırmalarının tamamında, Anadolu topraklarına 15. yüzyılın başlarında girdiğimiz belirtilmektedir.

Ancak bizim araştırmalarımız Kandazların Anadolu’ya girişinin 3 ayrı şekilde olduğu yönündedir.

1040-Dandankan Savaşı ve devamında 1071-Malazgirt Savaşı ile birlikte Anadolu topraklarına giren Kandazlar, Malatya-Maraş ve Kastamonu-Sinop bölgesine yerleşmişlerdir.

Kastamonu ve Sinop bölgesine yerleşen Kandazlar zamanla diğer boylarla birleşerek sayısal olarak azalmıştır. Kastamonu civarında hala mevcudiyetini sağlayan aileler, Kandez/Kandezoğlu ve Ayan soyadları ile anılmaktadırlar. Kandazağa da bu bölgede nam salmış bir komutandır.

Malatya Darende civarında yaşayan Kandazlar ise bir süre burada yaşayıp belli izler bıraktıktan sonra Sivas-Torul ve Harşit bölgesine kadar ilerlemişlerdir. Bazıları ise Anadolu’nun içlerine kadar devam etmiştir.

Bizim için esas olan, Naci Kandazoğlu’nun da araştırmalarında yer alan en son gelen Kandaz grubudur. Bu Kandazlar’ın Horasan’dan getirilmesinin esas sebebi, daha önce gelen Kandazlar’ın bölgede etkili oluşlarıdır.

Fatih Sultan Mehmet, 15. yüzyılın başlarında Horasan’dan Türk ailelerini getirirken, buradaki Kandazlar’ın referanslarının iyi olması önemli bir rol oynamıştır. Çünkü gördükleri Kandazlar, ata iyi binen ve at üzerinde iyi ok kullanan bir aşirettir. Ok o zamanın önemli bir silahıdır.

Trabzon bölgesindeki birçok araştırmada aileler kendilerini, Fatih Sultan Mehmet’in fedaisi olarak adlandırır ve aile tarihleri bu noktada birleşir. Kandazoğulları ile ilgili rivayet ise ailenin üçe ayrılarak bir bölümünün Zigana geçitini tutmakla görevlendirildiği, diğerinin surların yakınlarına birebir savaşmak için, bir diğerinin ise surlara yakın bir yerde okçu birliği olarak görevlendirildiğidir.

Getirilen Kandazlar hem savaşta yer alabilecek hem de Türk nüfusunun bölgedeki sayısının artmasına yönelik rol alacaktı.

“Doğuda yaşayan Türkmenistan ve Horasan asıllı Çepniler, başlarında bulunan Acem Melikleri’ne isyan ettiler. İsyan önlenemeyince Horasan’dan çıkarıldılar. Boylar halinde kırk bin adet çadır, yüz bini aşkın Çepni topluluğu Giresun, Görele, Tirebolu, Kürtün ve Vakfıkebir’in batısında 29 köye yerleştirildiler.” 

Trabzon’lu Şakir Şevket, 1877 yılında yazdığı “Trabzon Tarihi” adlı iki ciltlik eserinde90, Çepni Türkleri’nin İran’a yerleştiklerini, bir ayaklanma sonucu ülkeden çıkarıldıklarından bahseder. Şakir Şevket de 40.000 çadırda, yüz bin civarında, ezici çoğunluğu Çepni olan Türkmenler’den bahseder ve yukarıda adı geçen yerlere iskân edildiğini, Trabzon’un fethinde çok önemli başarılar gösterdiklerini yazar. Kürtün, Vakfıkebir, Tirebolu, Görele, Giresun arasındaki bölgeye Vilayet-i Çepni (Çepni Vilayeti) adının verildiğini birçok eserde özellikle de 1. Selim dönemindeki tarih defterinden, Maliye ve İskân defterinde ve Trabzon salnamelerinde görülmektedir (Fahrettin Kızıloğlu-Osmanlılar’ın Kafkas Elleri Fethi).

Tabi Kandazlar’ın güzergâhını çizerken, zamanı özetlemekte de fayda görüyorum. Osmanlı’lar strateji olarak fethettikleri yerleri hemen iskâna açıyorlardı. Trabzon dolayları da fethedilince iskâna açılması, Türkleştirilmesi gerekiyordu. Fetih sırasında da Çepni Türk’leri çok önemli katkılarda bulunmuştu. Giresun Kalesi, Harşit çayının aşağı bölümü, Giresun ile Akçaabat arası Türkmen ve Çepniler’in eline geçmiş olarak, Osmanlı topraklarına katılmıştı.

Aşağıdaki harita, Kandazlar’ın dağılımının olduğu bölgeyi göstermektedir. Trabzon-Torul-Tirebolu arasındaki alan, Karadeniz Bölgesi’ne gelerek yayıldığımız bölgedir. Batıdaki sınırımız ise kısa zamanda Ünye’ye kadar uzatılmıştır.

Resim; İlk yerleşim bölgemiz (Kandazoğulları)

20. yüzyılın başlarına kadar bu bölgede yaşayan Kandazlar, Kurtuluş Savaşı sürecinde batıya doğru göç etmek zorunda kalmışlardır.

Ama esas göç, 550 yıl kadar aynı bölgede yaşadıktan sonra iş için büyük şehirlere göç edilmesi ile olmuştur. Çünkü Kurtuluş Savaşı sırasında göç eden Kandazlar’ın büyük çoğunluğu terk ettikleri evlerine geri dönmüştür.

Dedem Ömer Bey, fındık tüccarıydı ve Vakfıkebir’den Giresun’a yerleşmişti. Babam, dedemin zaman zaman Torul’a, Ünye’ye Görele’ye Şebinkarahisar’a ve hatta Koyulhisar’a akrabalarımızı görmeye gittiğini anlatırdı. Vakfıkebir’li olduğumuz için o tarafa yaptığı ziyaretleri normal karşılıyorum.

Demek ki Kandazlar, 1960’lı yıllara kadar birbirini bilen kişilerden oluşuyordu. Bugün bile yaşlı bir Kandaz’a kendimi tanıttığımda, onlar da dedem Ömer ve yeğeni Dursun Güven Kandazoğlu’nu tanıdıklarını belirtmektedirler.

11 ve 15. yüzyılın başlarında Anadolu’ya gerçekleşen iki girişin dışında, Timur’un ordularıyla 1402 yılında gerçekleşen Ankara Savaşın’da yer aldığımız anlatılmaktadır. Önceki satırlarımızda da anlattığımız üzere, yıllarca Timur’un ordusu ile beraber savaştıktan sonra Anadolu topraklarına da girmemiz olasılık dâhilindedir.

Kandazoğulları için 8 cevap

  1. Sedül Bahir der ki:

    Birkaç düzeltme yapmak gerekirse birincisi, Kandos Kazakistan’da, Sir deryanın sağ tarafında ve Pamir dağları ile Afganistan’a epeyce uzak bir bölgededir, Tanrı Dağları bile daha yakındır. Afganistan’a gitmek için ise Özbekistandan ya da hem Özbekistan hemde Tacikistan’dan geçmeniz gerekir. Cengiz Han 1220 de Harezmşahları yıkmış ve diğer tüm şehirler gibi Otrar veya Kandos da nasibini almıştır. Yani 11.yy değil 13.yy başlarında Cengiz fırtınası orta asya’yı dağıtmıştır. Kandaz’larla ilgili olarak daha öncede Kanglı olma ihtimallerinin zayıf olduğunu yazmıştım, Karadeniz bölgesi olduğundan büyük ihtimal Çepni/Çebi boyundan olma ihtimaliniz oldukça yüksekti ve Karadenizin Türk yurdu olması hiç istisnasız Çepni/Çebi boyunun maharetidir. Daha öncede yazdığım bir bilgiyi yenilemem gerekiyor o da Kandez ve farklı söylenişleri ile ilgilidir. Avesta’dan Şahname’ye aktarılan efsanevi İran-Turan savaşlarında, Turan Hükümdarı Kanglı Afrasyap’a karşı yapılan mücadelelerde İranlıların kendilerine mâl ettiği bir kale şehrinden bahsederler ve elbette o kadim Kanglıların kale şehri olan Kandez-Kandiz-Kandis-Kandos vb. olarak adlandırılan kaledir. Afrasyap yaşlanmış ama İran hükümdarını öldürmüştür, İran hükümdarının oğluna bir mesaj gönderir ve kimek nehrinin ardındaki büyük denizin ötesinde ki Kandez’e gidip tüm toprak, taht ve tacından vazgeçtiğini, inzivaya çekileceğini ve peşinden gelmemesini söyler. Ama babası öldürülmüş olan yeni İran hükümdarı intikam yemini eder ve peşine düşer. Afrasyap silah arkadaşı çubin’in ihanetine uğrar ve öldürülür. Çok sonra İran hükümdarı yaşlanır ve tahtı bırakıp Kandez’e gidip inzivaya çekilir. Elbette buradaki Kandez adı aslında Kang-dez/diz yani Kanglıların kalesi, dez/diz = müstahkem şehir ve kale anlamına geliyordu. Kanglı olmasanız da birçok Türk boyu onların kurduğu ya da yüzlerce yıl idare ettiği şehirlerde yaşamıştır ve Sir derya yani Seyhun denildiği zaman Kanglıları asla görmezden gelemezsiniz. Ayrıca “Bozkırların Hakanı” tam olarak hangi kaynakta var bilmediğimden bu konuda yorum yapmam doğru olmaz. Elbette Anadoluda da olduğu gibi bir çok isim değişik şekillerde başka başka yerlerde konmuştur. Anadolu’da boy isimleri, arazi, nehir, dere ve göl isimleri Kayı, Kınık, Karkın, Bügdüz, sarı su, ak seki, gök seki, kara göl, Gök göl, Arı burnu akça kale, keçi kale, vb. buna en iyi örnektir balkanlarda yada Irak, Suriye ve günümüz İranında da görülürler. Kandez ve farklı söylenişleri özelikle Avesta’nın da etkisiyle Turan dışında İran bölgesinde de görülür. Orta asya, Horasan ve çevresinde ki özelikle İpek yolu şehirlerinde bir çok farklı kavim beraber yaşamıştır ve Kaşgarlı Mahmut sayesinde çoğu kavmin iki veya üç dil’i beraber kullandığını görüyoruz. Özelikle Sogd’lular gibi birçok Ari/İrani kavim ve Ogur-Oğuz boyları, Tochar’lar, Moğollar, Tibetliler, Çinli topluluklar, Hint kavimleri vs. bu şehirlerde veya çevresinde yaşamıştır. Bu şehirlerden başka yerlere göçmüş olanlar muhakkak ki en mutlu oldukları, zenginliklerini yaşadıkları ve orayla anılmak istedikleri bölge ya da şehirleri bir gurur unsuru olarak isimlerinde ya da geleneklerinde günümüze kadar taşımışlardır. Osmanlının boy-aşiret birliğini parçalamaya yönelik politikası özelikle celali dönemi, boyları-aşiretleri maharetleriyle birlikte köklerinden koparmıştır. Bundandır ki Afganistan’da ki bir Türk kendi soyunu boyunu bilir ama maalesef Anadolu’da ki bilmez. Yukarıda ki yazıda Çepni/Çebi’lerin kimlerin torunları olduğu ile ilgili bir bilgi yok muhtemelen unutulmuş onu da ben ekliyeyim. Çepni/Çebi’ler bu gün ki bilgiler ışığında, Karlukların torunları olduğu Çin tarih kronolojileri sayesinde ortaya çıkmıştır. Karlukların, Türgeşlerin bir kolu olduğu biliniyor. Göktürk Kağanlığı döneminde Özerk bir statüleri vardı “üç karluk” yani Karluk-Yagma-Çiğil birliği şeklindeydiler, Göktürkler bölününce Batı Kağanlığnda özerkliklerini yitirip beş Tiele boyu yani Karluk-Yagma-Kıpçak-Basmil ve Çuban (Çiğillerin bir kolu) olarak merkeze bağlı yaşadılar. Kara İrtiş nehri ve Tarbagatay arasından yani batı Altaylardan Seyhun ve Ceyhun bölgesine inmeleri 8.yy’ı buluyor. Ünlü Çağatay Türkçesi Karlukların yani Çepni/Çebi’lerin dedelerinin dilidir. Birçok farklı boy gibi Osmanlı dönemi de diğer ağız ve lehçeler birbirlerini etkilemiştir, hatta Türkleşen Moğollar bile. Çepni/Çebi boyu denildiği zaman Hacı Bektaş Veli ile olan derin bağları elbette görmezden gelinemez. Hacı Bektaş Veli’nin Beğdili olduğu söylense de Çepnilerle olan kuvvetli münasebeti ile ilgili sorular tarihin kayıt dışı karanlığında cevap bekliyor. Çepni/Çebi boyunun Anadoluya gelişi elbette diğer tüm boylar gibi parça parçadır. Ayrıca herhangi bir boy’u doğu Avrupa’dan Mançurya’ya kadar olan bir alanda dağılmış olarak görebiliyoruz bu göçebe geçmişi olan kavimler için hayret verici bir durum değildir. Fakat Moğol hareketinin özelikle Harezmşahların yıkılışıyla İran, Irak, Suriye, Mısır ve Anadolu’ya, Orta Asya, Horasan ve İran bölgesinden olağan üstü bir nüfus sürüklemiştir. Çepni/Çebi’lerin de bu hareketle en yoğun Çepni/Çebi nüfusunu Anadolu ve çevresine getirdiğini söyleyebiliriz. Sizin durumunuz ise çok açık, Karadeniz için verdiğiniz savaşın bedeli olarak olarak bu bölgeler Çepni/Çebi boyunun beylerinin idaresine girmiştir. Yukarıdaki bilgiler ışığında diyebiliriz ki , atalarınızın vatan yaptığı haritadaki bölge o mücadelenizin bir sonucudur. Çok önemli bir detayı da hatırlatarak yazımı burada sonlandırıyorum, tüm bu uğraş ve araştırmalarınız oldukça gurur verici fakat eksik olan şey binlerce yıllık geçmişi olan ve hiçbir kayıt kuyudatın diklenemeyeceği aile Tamgalarınızdır. Hâlâ hayvanları olup tamgalarını kullanan ya da henüz yaşayan yaşlı çobanlarınıza tamgalarınızı muhakak sorup kaydedin. Genel olarak bilinen, mesela Kaşgarlı, Reşüddedin ya da Yazıcıoğlu’nun tamgalarına takılmadan ve detaylı bir şekilde kayıt altına alın. Yalnız Cumhuriyet sonrasında tapulama ve mülkiyetin sistemli bir hale gelmesiyle büyük aileler daha küçük parçalara bölünmüş ve ata tamgalarını ciddi şekilde değiştirerek o son halkayı da cehaletten, bilmemezlikten koparmışlardır. Bundan dolayı bulabildiğiniz en eski tamgaları arayın ve diğerleriyle kıyaslayın, göreceksiniz ki ortak işaretler sizi daha eskiye götürecektir. Naçizane tek dileğim ise gerçeği arayın bilinene bağlanmayın yoksa köklerinizle ilgili tüm bağlantınızı koparırsınız. Ve bu boy, soy ya da kavim araştırmaları hem atalarına saygı hemde keyifli bir hobidir, ırkçılık ve benzeri kompleksleri ciddiye almayın, prim vermeyin. Göreceksiniz ki tarih bunun çok daha üstünde zenginliği emsalsiz bir deryadır. Saygılarımla.

  2. Seddül Bahir der ki:

    Bu sefer doğru boyu bulmuşsunuz sanırım, Kanglı olma ihtimaliniz nerdeyse imkansızdı çünkü. Karadeniz Çepni/Çebi demektir aslında ama diğer boylarda mevcuttur. Çepni/Çebi boyu olma ihtimalinizi artıran en önemli veri Karadeniz bölgesinde lokal alanlarda sahip olduğunuz nüfus ve yerleşim alanlarınız genişliğidir. Elbette Tahrir defterleri’ne de bakmış olmalısınız. Aslında sitenize tesadüfen rastladım ilgimi çekti ve bazı bilgi ve düzeltmeler eklemiştim ama sanırım site de bir sorun olmuş olmalı ki yazdıklarım kayıt olmamış. Bu bilgi ve düzeltmeleri araştırmalarınıza kolaylık veya hatırlatma olsun diye yazmak istedim. İlk olarak Kandos yerleşimi ve ismi ile ilgili biraz geçmişe giderek detaya inelim. Öncelikle Kandos yerleşimi ne Pamir dağlarına ne de Afganistan’a yakın değildir. Tanrı dağları bile daha yakın, Afganistan’a gitmek içinse Özbekistan’dan ya da hem Özbekistan’dan hemde Tacikistan’dan geçmeniz gerekir. Kandos aslında Kazakistan’da Sir derya yani Seyhun nehrinin orta kesiminde ve sağ tarafında yer alan antik bir yerleşimdir. Otrar’a yakın olduğu doğrudur. Ayrıca Cengiz Han bölgeye 1220 den hem önce nüfuz etmiş ve 1220 de Harezm Şahları yıkmıştır. Tüm ipek yolu şehirleri yerle bir edilmiştir ki Otrar gib Kandos’da bundan nasibi almıştır ama bu 11.yy değil 13. yy başlarıdır. Batıya yapılan en büyük nüfus hareketi bu dönemdedir. Bir çok boy ve uruğ önce Celaleddin Harzemşah’la birlikte Afganistan’a çekilmiş ve Cengiz Han’a ölmeden önce Kağanlık dönemindeki ilk ve son yenilgiyi tattırmıştır, sonra İnduş nehrine kadar çekilmiş, daha sonra İran üzerinden Gürcistan, Ermenistan’ı yerle bir etmiş Kars üzerinden Anadolu’ya girmiştir. Bu süreçte bölgenin ve zamanın en büyük imparatorluğu neredeyse kütlece batıya akmıştır. Anadolu, İran, Irak, Mısır ve Anadolu bu dönemde boylar ve kavimlerden renga renk olmuştur. Bölgede gayet rahat bir şekilde yerleşmiş olan Haçlılar işte bu dönemde kırılmış ve bir daha bellerini düzeltememiştir. Bu bilgilerin ışığında görürüz ki Türk nüfusu o dönem tüm rakkamların üstüne çıkmıştır. Anadolu’ya daha önce gelmiş olanlar da aynı boylardan gelmişlerdi ama bu boyların birçoğunun ana gövdeleri bu dönem göçmüşlerdi. Çepni/Çebi’lerde bunlardan biriydi. Tüm bunlara rağmen bu boyların orta Asya’da kalan parçaları da orta Asya Türklerini oluşturdular, geri dönenlerde oldu. Çepni/Çebi’ler aslında Karlukların torunlarıydılar bu önemli bağlantıyı Çin tarih yıllıkları sayesinde öğreniyoruz. Karluklar ünlü Çağatay Türkçesinin sahibiydiler yani Çepnilerin dedelerinin diliydi. Karlukların daha eski vatanı Kara İrtiş nehri ve Tarbagatay arasındaki bölgeydi (Altayların batısı) fakat Kerlik nehrine kadar olan bölgede bulunmuşlardır. Türgeşlerin bir kolu oldukları Göktürk Kağanlığı döneminde özerk bir statüleri olduğunu ve Yagma ile Çiğillerle üçlü bir ittifak içinde yaşadıklarını biliyoruz. Göktürkler bölününce Batı Göktürk Kağanlığın’da özerkliklerini yitirip tabi oldular. Yagma, kıpçak, çuban (Çiğillerin bir kolu) ve Basmillerle birlik oluşturdular. Göktürk kağanlığı’na karşı ayaklanıp Uygurlarla birlikte Göktürkleri yıktılar. Önce Basmiller hakan oldu fakat hemen sonra onları da yıkıp içlerinde erittiler. Daha sonraki süreçte Yagma’larla birlikte Toksi ve As’ları da dahil ederek Kara Han devletini kurdular ve bu dönem de dahi Türkleşen Moğol boyları onlarla birlikteydi . Karlukların Uygurlarla akrabalık bağı olduğuna inanılır. Kandos yerleşimi ise doğrudan kadim Kanglılarla ilgilidir. Sir derya, ya da namı diğer Seyhun denildiğinde özelikle orta Seyhun denildiğinde Kanglılar akla gelir. Avestadan Şehname’ye aktarılan ünlü İran-Turan mücadelesinin baş kahramanı Kanglı Afrasiyap/Affasiap İran hükümdarını öldürüp Kandij-Kandez-Kandezi-Kandiz ve türevleri olarak kaydedilen müstahkem kale şehrine gider, tüm haklarından feragat ettiğini söyler ve İran Hükümdarının peşinden gelmemesini söylese de öldürülmekten kurtulamaz, üstelik ona ihanet eden en yakın silah arkadaşı Çubin sayesinde. Daha sonra Afrasiyap’ı öldüren hükümdar o kaleye inzivaya çekilir. Destanda her ne kadar kalenin önceki İran hükümdarı tarafından yaptırıldığı söylense de bu kuru bir övünmeden ibarettir. Kandij ya da Kandez veya Kandos aslında Kang ve dez/diz/dij vb. kelimelerinden oluşur ve Kanglı hükümdarının kalesi demektir, dez/diz/dij vb. aslında eski iran dilinde kale, müstahkem yerleşim alanı anlamına gelir. Kanglıların orta asya da su yolları ile ilk su ıslah çalışmalarını yapan kadim halk olduğuna inanılır. Zamanında oldukça geniş bir coğrafyayı kontrol etmişlerdir ve çok gizemli bir tarihi arkalarında bırakarak diğer unsurların oluşumunu ya da parçasını oluşturarak varlıklarına devam etmişlerdir. Elbette Cengiz Han, Kanglılar için en büyük yıkıma imza attı. Kandez’in tam olarak neresi olduğu belli değildir fakat benzer isimlerde farklı yerlerde bu adı taşıyan yerler ve tarih yazmalarında da farklı isimlerde okunmaktadır. Eğer Kandazlar Çepni/Çebi ise Karluk ların tarihini takiben Seyhun-Ceyhun bölgesine 8.yy da geldiklerini bilmek gerekir. Karahanlı devletinin kurucuları olduklarından bu bölgenin farklı yerlerindeyoğun olarak bulunmuş olmaları doğaldır. Muhtemelen Kandos adıyla günümüzde bildiğimiz yer, eğer Kandazların son yuvaları olmuşsa Kandaz adını taşımış olmaları gayet akılcı ve bilimseldir. Çünkü bir çok aşiret son vatanlarını unutmamışlar ve isimlerini geleneklerinde sürdürmüşlerdir. Buna en iyi örnekler Bei-di (ıssık göl yakınında) ile Beydili, İve-İvi (bu gün Çinde Hami şehri) Yuva boyu, Karaşar, Aksu, Sarı-Saru, Koca-Koçu, hatta kaşgar ve benzerleri gibi. Ayrıca Harezmşahların gelmesi ile Horasan alperenlerinin gelişi aynı dönemdir ve Çepni/Çebi’ler de Hacı Bektaş Veli’nin hepyekten fedaisi olacak kadar derin bir bağ’a sahip olmalarından bu dönemin göç tarihi için en güçlü aday olarak görmek gerekir. Hacı Bektaş Veli her ne kadar Beydili bilinsede Çepni/Çebi’lerle olan kuvvetli bağı açıklanması gereken bir husustur. Belkide ikisi de karluklu’dur kim bilir? Göktürklerden bu tarafa devam etmiş bir aile bağı’nın günümüzde ki yansıması olarak Çepni/Çebi’ler gururla varlıklarını korumuş ve kültürlerini olabildiğince devam ettirmişlerdir. Eğer Kandazlar Çepni/Çebi ise tarihi vesikalarda yeteri kadar geriye gidebilirsiniz. Timur Han’la beraber Ankara savaşında savaşmış olmanız güçlü bir ihtimaldir ama Timur burdan Kara Tatarları götürmek için oldukça merhametsiz cezalar vermiştir, ve çok sayıda Kara Tatar gitmek istemediğinden öldürülmüştür. Sadece saklanmayı başaranlar Anadolu’da kalmıştır. Bu Tatarlar Anadoluya çok erken tarihlerde diğer boylarla gelenlerdendir. Timur adama ihtiyaç duyduğundan ve yaşam şekilleri hala uygun olduğundan onları götürdü yani burdan adam götüren Timur Anadoluya fazladan bir nüfus getiremezdi, öyle de oldu. Tabi tüm bu bilgi ve varsayımlar ağırlıklı olarak Çepni/Çebi olduğunuz ihtimali üzerine verilmiştir, eğer Çepni/Çebi değilseniz bu yazıyı doğrudan silin. Son yıllarda birçok ailenin atalarını merak ettiğini görüp bundan mutluluk duyuyorum. Basma kalıp bilgileri ciddiye almadan ve kılı kırk yararak yolunuza devam edin ve unutmayın ki geçmişte bugünden, bugünse yarından başka olmanız tarihi bir süreçtir. Sizlere araştırmalarınızda kolaylıklar diler saygılarımı sunarım.

    • admin der ki:

      Sayın Seddül Bahir, değerli yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Bazı bilgileri ve değerlendirmeleri size yollamak, paylaşmak isterim. Ancak e-mail adresiniz hata vermektedir. gpekguven@hotmail adresine e-mail gönderebilirseniz çok memnun olurum. Değerli bilgilerinizden ve görüşlerinizden faydalanmak dileğiyle..

      GÖKHAN PEKGÜVEN

  3. Seddül Bahir der ki:

    Sayın Gökhan Pekgüven, bana (seddulbahiralp@mynet.com) bu adres üzerinden ulaşabilirsiniz. Eğer bende işinize yarar bir bilgi varsa sizinle paylaşırım fakat bu bilgileri dahi teyit etmeye çalışın çünkü tarih bir çok bilginin çatıştığı bir muharebe alanı gibidir. Çalışmalarınızda başarılar dilerim, saygılarımla.

  4. Seddül Bahir der ki:

    Sayın Gökhan Pekgüven, bana yukarıdaki adresten ulaşabilirsiniz, eğer bende işinize yarar bir bilgi varsa muhakkak sizinle paylaşırım, fakat bu bilgileri dahi teyit etmeye çalışın çünkü özelikle aile tarihleri için yapılan çalışmalar sürekli yön değiştiren pusulalar gibidir, ta ki sağlam bir ipin ucundan yakalayana kadar. Size çalışmalarınızda başarılar dilerim, saygılarımla.
    (Not: Belki sitenize bir tartışma form sayfası ekleyebilirsiniz böylece başka araştırmacılar veya Kandaz bireyleri bu çalışmaya katkı sunabilir.)

  5. Seddül Bahir der ki:

    Sorunuza şu şekilde cevap vereyim; Çebi/Çepni’ler, Karlukların torunudur dememin sebebi, özde ikisinin Uygur’larla ortak bir geçimişten gelerek, daha sonra Alashan (Kilan-Gobi, Tarım-Sarı Nehir arası) bölgesinde yan yana yaşarken aynı dil, din, kültür ve gelenekleri sürdürmeleri, daha sonra Karluklar adı altında hareket etmeleridir. Karluklar, dil-kültür, sosyo-ekonomik ve ordu-devlet geleneğini beraber hem taşımışlar hemde geliştirmişlerdir. Fakat genelde idareci olan boyun ya da kutlu-ulu sayılan aile’nin adı anıldığından diğer devlet yazışmaları veya seyyahlar daha alt boyları bir sebep olmadan kaydetmezler. Yani Karluklar neyse Çebi/Çepni ve diğer bağlı boylar odur. Kafa karışıklığı olmasın, iyi çalışmalar.

  6. ordulu der ki:

    Araştırmanız için teşekkürler. Gerçekten kapsamlı bir araştırma olmuş.Tarihi bilgi ve emek istiyor. Benim de soy ismim KANDAZ. Size zahmet olmazsa karadenize yerleşen soylarımız yahut atalarımız ‘genellikle’ hangi inancı benimsemişlerdi, bir bilginiz varsa yayınlayabilir misiniz? Şimdiden teşekkürler.

    • Seddül Bahir der ki:

      Kandaz’ların Çepni ya da Çebi olduğunu kabul ederek cevap vermek gerekirse, tarihi belgeler onlarında diğer pek çok Oğuz ve Kıpçak boyu gibi heteredoks İslam inancını taşıyarak Anadoluya girdiklerini gösteriyor. Çepni’lerin Hacı Bektaş’ın ilk talipleri (mürid) olmasının dışında çok sayıda Çepni aşiret ve cemaatin bağlı olduğu alevi ocaklar tüm Türkiye’de yaygındır. İsmail Uçakcı’nın Oğuz Boyları ile ilgili kitabından bakabilirsiniz. Çepni’ler Karadeniz dışında özelikle Fırat boylarında kalabalık aşiretler şeklinde yaşamıştır. Fakat Yavuz Sultan Selim, İdrisi Bitlisi vasıtası ile batı İran’daki Kürt aşiretlerini Fırat Dicle boylarına davet ederek Türkmen’leri bölgeden temizlemişlerdir. Bu dönemde hayatta kalan Çepni’ler muhtemelen bir kısmı İran’a kaçmış geri kalanları ise yurdun çeşitli yerlerine dağılmıştır. Türkler Asya’da bilinen her dini denemişlerdir. Fakat tüm bu yabancı dinlerin rahip ve misyonerleri’nin anlattığı ortak bir direnç var ki oda kendi ata dinlerine benzemediği sürece bu dini kabul etmiyorlardı. Onlarda şamanlar gibi davranarak ve Türkler tarafından tabu olarak görülen inançları uygulayarak onları dönüştürmeye çalışmışlar. Bu yüzden Türk dünyasında ne Budizm gerçek Budizmdir ne de Maniheizm veya Nesturi Hristiyanlığı orjinal şeklindedir. Hepsi’de doğal şamanik inanç ve ritüellerle karışarak değişik yollara yani mezheplere dönüşmüşlerdir. Heteredoks İslam mezhepleride bu şekilde gelişti. Yani bugün geçmişten kalan şekliyle alevilik, aslında İslamın Türk yorumuydu. İster Çepniler olsun ister Kıpçak boyları veya diğerleri hatta Osmanlı ailesi bile erken dönemlerde bu şekilde inanıyordu. Osmanlı’nın ilk dönemini anlatan Bizans kaynakları bunu en ince ayrıntısına kadar anlatmaktadır. Velhasılı kelam Çepniler Anadoluya gelen çoğu Türk boyu gibi kökende alevidir ve zamanla yerleşik hayata geçip sünnileşmiştir. Zaten bu bir süreçtir. Bugün Hacı Bektaş veya Yunus’a ehli sünnet diyenler de var. Bunun sebebi alevilik ile ilgili iftiralar ve saplantılardır. Bu saplantıları yıkmak benim içinde çok zor oldu ama tarih okudukça hiçbir şeyin anlatıldığı gibi olmadığını gördüm. Zaten Kur’an bize doğru olan her yolu gösteriyor yeter ki soralım ve okuyalım. Sağlıcakla kalın.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>