Araştırma-1 (Naci Kandazoğlu)

ARAŞTIRMA- 1 (Naci Kandazoğlu)

Aşağıdaki araştırma yazısı, araştırmacı gazeteci İsmail Kahraman (Kandazoğlu)’ın 2 Ağustos 2000 yılında Giresun Görele’de avukatlık yapan 14 Haziran 1922 doğumlu Naci Kandaz ile görüşmesi sonucu yazılmıştır. Bu görüşmeye ait, iki saatlik bir de video çekimi mevcuttur.

Türkiye’nin ilk avukatlarından olup, serbest avukat yapan ve gönüllü bir araştırmacı olarak Kandazoğlu sülalesi ile ilgilenen Naci Kandaz Bey’in bu araştırma yazısı, Kandazoğlu sülalesi için çok önemli bir belgedir (Yazı ve video kasedin orjinali, Kandaz kızı Fadime Hala Kültür Hizmetleri Birliği’nin Gebze kütüphanesindedir).

Naci Kandaz’ın Kaleminden Kendi Özgeçmişi

Ben, Pontus Devleti’nin Fatih Sultan Mehmet Han tarafından fethine müteakip, Trabzon’da yaşayan yerli Rumlar’ın azınlıkta bırakılması maksadı ile Hazar Denizi kıyılarından Türkiye’ye yerleşik Türkmen boylarına mensup aşiret ve kabilelerin yanında getirilen, Trabzon’un uzak civarına yerleştirilen KANDAZ aşiretinin bir kolu olan Osman Bey’in ahvadından Ahmet Hamdi Kandazoğlu’nun Asriye Hanım’dan 14/Haziran/1338 (1922)’de dünyaya gelen ikinci oğlu Naci Kandazoğlu.

Yukarıda işaret edildiği üzere Anadolu’ya gelip yerleşen bizce bilinen ilk atamız Osman Bey, Hazar Denizi’nin doğu kıyılarında yaşarken Pontus’un yıkılmasına müteakip, değişik tarihlerde dört kardeşi ile birlikte göç etmiş ve Trabzon civarındaki yerleşim alanlarından; kendisi Zıva ve Ağasar bölgesine, Malkoç Bey isimli kardeşi bugünkü Sürmene bölgesine, isimlerini bilemediğim üç kardeşten birisi Zigana geçidindeki Zigana Köyü’ne, dördüncüsü Şebinkarahisar’ın Alişar Köyü’ne, 5.kardeş de Ordu Mesudiye İlçesi’nin Beyağaç Köyü’ne yerleşmişlerdir.

Zıva Beldesi’ne yerleşen dedemiz Osman Bey ve takip eden ahvadı bu bölgede yaklaşık 200-250 yıl kadar yaşayıp dağıldıktan sonra 200-220 yıl önce vukua gelen ve bölgeyi kırıp geçiren veba (daun) salgını yüzünden büyük dedem Kandazoğlu Ahmet Efendi (sonradan aldıkları unvana göre Ağa) Zıva’yı terkedip Trabzon’a yerleşmiş ve 100 sene önce de Ahmet Ağa’nın torunu olan dedem Halil Efendi, Görele’de askerlik hizmetini ifa ederken babası Hacı Ali Efendi’nin arkadaşı Görele kadısı Hacı Mehmet Efendinin kızı Gülüzar Hanım’la evlenip yeniden eski memleketine yerleşmiştir. İşte ben bu evlilikten olma, Ahmet Hamdi Kandazoğlu’nun ikinci çocuğu olarak, ilk yerleşim bölgemde dünyaya geldim.

 İlkokula 1929 yılında Görele Merkez İlkokulu’nda başlayıp, 1934 yılında mezun oldum. 1934 yılında da dönemin öğretim kurumlarının durumu gereği benden iki yaş büyük olan ağabeyim Nabi Kandazoğlu’nun okumakta olduğu Trabzon Lisesi’ne yatılı öğrenci olarak kaydoldum.  Bu liseyi de 1940 yılında bitirerek 1940/41 ders yılında hukuk ilmine çok hevesli olan babamın isteği ile İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdim.

Fakültede okurken 1941 yılında devam etmekte olan İkinci Cihan Harbi’nde Alman ordularının Trakya kapılarımıza dayanması üzerine, okullar nisan ayında tatil edilip İstanbul kısmen boşaltılınca, bizde erken erken memleketimizin yolunu tuttuk. Alman tehlikesi 1942 senesi kış aylarında sona erince eğitime bir yıl ara verip, evlendiğim, Birinci Cihan Harbi ve İstiklal Savaşı gazilerinden Mesudiyeli eski asker-subay Zikri Taştemel’in kızı olan eşimi babamın yanına bırakıp yeniden İstanbul’a gittim ve 1945 yılında fakülteden mezun oldum.

Mezuniyetimi müteakip geçirdiğimiz bir hastalık sebebiyle 1946 yılı başına kadar istirahat ettim. 1946 yılında Ticaret Bakanlığı’na müracaat ederek, bu bakanlığa bağlı Milli Korunma Kontrolluğu Başkanlığı’nın, Adana Milli Korunma Kontrolluğu görevine tayin oldum.

Adana’da bu görevde bir yıl görev yaptıktan sonra teşkilat lağv olundu. Bakanlık tarafından, Adana Çukurova Pamuk Tarım Satış Kooperatifleri Birliği Genel Müdürlüğü Personel Amirliği’ne aktarıldım. Bu görevde de dört yıl çalıştıktan sonra, 1951 yılında askerlik hizmetimi yapmak üzere yedek subay okuluna gittim. Yedek subaylığımı İstanbul Zeytinburnu Askeri Hastanesi’nde ikmal ettikten sonra İstanbul’da avukatlık stajına başladım. Avukatlık ruhsatımı 1953 yılı başlarında aldım. Aynı yıl içinde Orman Genel Müdürlüğü Kastamonu-Araç İlçesi Orman işletme avukatlığı görevine tayin edildim. Bu görevden de 1957 yılı sonbaharında istifa ederek benden altı ay evvel memleketimiz Görele’ye tayinini yaptıran ağabeyim Doktor Nabi Kandazoğlu ile yaptığımız anlaşma mucibi Görele’ye gelip serbest avukatlık yapmaya başladım. Hala memleketimde emekli avukat olarak yaşamımı sürdürmekteyim.

Yukarıda işaret ettiğim veçhile, 1942 yılında Mualla Hanım’la yaptığım izdivaç mahsulü 1943 yılı başında doğan halen İzmir’de Tepecik S.S.K. Ege Doğum Hastanesi’nde görevli Kadın Doğum Hastalıkları Uzmanı üç kız çocuğu annesi Ayla Timoçin isimli bir kızım ile 1949 doğumlu Görele’de eşi ile birlikte eczacılıkla meşgul Hamdi Kürşad isimli bir oğlum vardır. Bunlardan olma da beş torunum mevcuttur.

Kandazoğlu Soyu İle İlgili Bilgiler

Birinci Cihan Harbinden sonra Orta Asya’da kurulmuş bulunan İlk TÜRKİSTAN CUMHURİYETİ’nin Maliye Nazırı olan 1950’den önceki CHP hükümetlerinde Ticaret Başkanlığı yapan Cemil Sait Barlas’ın amcazadesi NASIR BARLAS’tan alınan bilgilerdir.

Bu muhterem kişi, Ruslar’ın Türkistan Cumhuriyeti’ni fiilen Cumhuriyetler Birliği’ne katıp hükümdarlıkları altına almasını müteakip, LAKAY aşiretinden Türkistan Cumhurbaşkanı Osman LAKAY’la birlikte Türkiye’ye kaçmış ve ölünceye kadar da Türkiye’de yaşamıştır.

Osman Lakay Bey, bizim üniversite talebeliğimiz sırasında İstanbul-Bayazıt’ta, Bayazıt Kütüphanesi’nin müdürü olarak hizmet etmiştir.

Ben, Adana’da Milli Korunma Kontrollük Teşkilatı lağvedildikten sonra göreve başladığım Çukurova Tarım Satış Kooperatifleri Birliği’nde (Çukobirlik) benden evvel yağ işlerinden (Ticaret Bakanlığı’na bağlı bir kuruluş iken harbin sona ermesi sebebiyle lağvedilmiş bir kurumdur) sorumlu Çukobirlik’te görevli Nasır BARLAS ile tanıştım. Kısa bir süre içerisinde kendisi ile yakın arkadaş olduk.

Bana bir gün “Soyadın KANDAZ ama sen Kandaz değilsin” dedi. Ben hemen arkadaşımın bu sözü ile ilgilenip bu konudaki bilgisini sordum. Çünkü Nasır Bey’in İlk Türkistan Cumhuriyeti’nin Maliye Nazırı olduğunu ve Rus baskısı üzerine Türkiye’ye kaçtığını arkadaşlardan dinlemiştim. Benim sorum üzerine, KANDAZ kelimesinin Türkistan’da yaşayan aşiretlerden birinin adı olduğunu ve anlamının da Cesur ve Cengaver olduğunu söyledi.

Eski Türkistan’da birçok Türkmen aşireti olduğunu, bunların son hecelerinin -ay ve -as ile bitenlerinin çoğunlukta olduğunu anlattı.

Sonu “-ay” ile biten aşiret isimleri: LAKAY, BAKAY ve ÇOKAY.
Sonu “-as” ile biten aşiret isimleri: BARLAS (anlamı; gürbüz ve gelişimli), OFLAS (anlamı; güzel, yakışıklı), KANDAS (anlamı; cesur ve cengâver), TAHMAS (anlamı; temiz)’tır. Ancak Anadolu’da bu isimlerin son heceleri -az olarak değiştirilmiştir. Asılları; Barlas, Tahmas, Oflas ve Kandas’tır.

Bilen bir kişiden edindiğim bu bilgiye göre, Kandazoğlu ve Kandaz kelimesinin bir aşiret adı ve anlamınında cesur ve cengaver olduğunu öğrenmiş bulunmaktayım.

Öz geçmişimle ilgili bölümde değindiğim gibi Osmanlı Hakanı Fatih Sultan Mehmet Han’ın Pontus’u fethinden sonra yerli Rumlar’ı hicret ettirmeyip yerlerinde alıkoyduğu ancak, Trabzon’a doğudan Türk aileleri getirip, Rumlar’ı azınlıkta bırakarak asimile etmek istediği tarihi bir hakikattir.

Nitekim Fatih’in emri ile ilk etapta doğudan daha evvel Anadolu’ya göç etmiş Türkmen boylarından dört bin çadır (Yani dörtbin aile) Horasan’dan getirilip, Trabzon’un yakın civarına, yani hemen surların dışına yerleştirilmiş, ancak bu gelen Türkmenler yeterli görülmediği için ikinci etap olarak Kafkaslar’da ve Hazar Deniz’i kıyılarında yerleşik bulunan birçok Türkmen boyları Trabzon’a getirtip Trabzon’un uzak civarına yerleştirilmiştir.

İşte bu ikinci etapta getirtilen Türkmen boylarından birisi de bizim atalarımız olan Oğuz soyunun kollarına mensup (bizim bilgimize göre Alişar, Güney, Çarıklı ve Çepni boyları) KANDAS-KANDAZ aşiretinden beş kalabalık ailedir. Bu aileler bugün Beşikdüzü, Ağasar, Zıva ve Kürtün bölgelerini içeren ve adı Fatih Sultan Mehmet Han tarafından konulan İYİNESİL bölgesinin muhtelif köylerine yerleşmişlerdir.

Görele-Zıva (iyinesil-eğnesil) bölgesine ve Ağasar Zıva’yı ayıran Kızılot Tepesi’nin doğusundaki bölgeye bizim dedemiz Osman Bey, Sürmene İlçesi’ne ve köylerine Malkoç Bey, Zigana geçitindeki Zigana Köyü’ne üçüncü kardeş, Şebinkarahisar’ın Alişar Köyü’ne dördüncü kardeş ve Mesudiye’nin Beyağaç Köyü’ne de beşinci kardeş yerleşmiştir. Bugün ise, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde çoğunluğu Kandaz ve Kandazoğlu soyadıyla ve bir kısmı da değişik soyadlarıyla yaşamaktadırlar.

Zigana Köyü’ne yerleştirilen Kandazoğlu ailesi, Osmanlı’nın Uç Beyliği olarak Trabzon’un Acem baskınını önlemek üzere görevlendirilmişler. Daha sonraları Acem tehlikesi geçip Osmanlı’nın deniz hakimiyeti de oluşunca Karadeniz kıyısındaki yerlere, ezcümle Trabzon’un Kireçhane Köyü’ne ve Trabzon’un Değirmendere mevkiine inmişler. Zigana Köyü’nde kalanlar Kandaz soyadını muhafaza etmişler. Keza Kireçhane Köyü’ndekiler de aynı soyadını almışlar. Değirmendere’dekiler ise Kantekin soyadını taşımaktadırlar.

Sürmene ve köylerine yerleşen Malkoç Bey’in ahfadı ise, şehir merkezlerinde oturanlar genellikle Malkoç soyadını, yani ilk dedelerinin adını soyadı olarak almışlardır. Köydekiler ise, Kandaz adını soyadı olarak kullanmaktadırlar.

Görele’ye yerleşen Osman Bey’in ahvadı ise kısmen Kandaz ve Kandazoğlu soyadını kullanmaktadırlar. Kandazoğlu soyadı ile birlikte, Kalafatoğlu, Toksöz, Özbey, Tuncer ve Güven, Espiye’ye nakledenler Kahraman, Kara gibi soyadlarını almışlardır.

Şebinkarahisar’ın Alişar Köyü’nün Kestanelik Mahallesi’ndeki Kandazlar önce kısmen Kandaz, kısmen de Altınkum soyadını almışlar ve sonra benim de müdahalemle tekrar Kandaz soyadına dönmüşlerdir.

Mesudiye’nin Beyağaç Köyü’ndeki Kandazlar, Kandaz kökenli olduklarını bilmelerine rağmen soyadı kanununun mer’iyyete girdiği tarihte, büyüklerinin arzusu ile Özmen soyadını almışlardır.

Bugün bu kola mensup olup, Ordu İli’nde oturan ve geçen dönem Ordu’dan Belediye Başkanı adayı olan Neşet Özmen, bu ailenin bir ferdi olarak Ordu’da Yüksek Mühendis olarak müteahhitlik yapmaktadır.

Değirmendere’de ikamet eden ve soyadı Kantekin olan ailenin genç elemanları halen Değirmendere’deki eski Erzurum yolu üzerinde Kantari’ye ticareti ile meşguldürler. Ayrıca, Delikli Taş’taki (Değirmendere) sabit ağır yük kantarı da bunlara aittir.

Zigana Köyü’nden, Eski Uluköy yeni Kürtün İlçesi’ndeki Kandazlar’ın da soyadı Kanat olup, Kandazoğlu Orman Ürünleri Sanayi ve Ticaret Nakliyat Limited Şirketi’nin sahibi olarak Kürtün ve Dilovası’nda iş sahibidirler. Bunlardan Ahmet Kanat Kürtün’de, Kemal Kanat’da Dilovası’ndaki işin başındadır.

KANDAZ ailesinin başlıca özellikleri: Cesur, dürüst, haksızlığa tahammül etmeyen, haşına buyruk olmayı yeğleyen, bağımlı işlerle başı hoş olmayan, üreten ve giriştikleri işlerde hep başa güreşen, kısa sürede baş olan bir karaktere sahiptirler. 

Tespit:

Yaptığım araştırmalar ve Malkoç ailesinden görüştüğüm kişiler, sözkonusu ailenin Kıpçaklar’ın bir kolu olduğunu belirtmişlerdir. Ailenin kendi soyları üzerine çok geniş bir araştırması mevcuttur. Tarihsel bulgular ve bu konudaki hassas araştırmalar da göz önüne alındığında Malkoçoğulları ile Kandazoğulları’nın aynı aileden olmadığı tespit edilmiştir. 

Diğer bir tespit ise Şebinkarahisar’daki Altınkum soyadını aldığını belirten Kandazlar’ın Altun soyadını aldığıdır.

Araştırma-1 (Naci Kandazoğlu) için 4 cevap

  1. Seddül Bahir der ki:

    Sözlü tarih aktarımı önemli ip uçları verse de kayıtlı tarih mastar alınmalıdır. Öncelikle Kandazların gerçek boylarını bilmeleri için fiziki ispatlara ihtiyaç vardır. Çepni’lerin Karadeniz bölgesini vatan yapan ana boy olmasından dolayı ve siteye eklediğiniz bilgilerden anladığım kadarı ile belli bölgelerde hakim ailenin Kandazlar olması Kandazların Çepni olma ihtimalini güçlendiriyor ama emin olmak için tahrir deferleri mi olur, aile ile ilgili Tamga mı olur bakmanız lazım (Yusuf Hallaçoğlu’nun Anadolu Aşiret ve cemaatleri eseri size yardımcı olabilir). Ayrıca anlatılanlar arasında ailenin Fatih tarafından Hazar’ın doğusundan getirildiği rivayetinin ispatı yok denilebilecek kadar azdır, çünkü o dönemde Anadolu’nun hemen doğusundan itibaren Kara Koyunlular, Ak Koyunlular ve Timuriler vardır. Fatih’in bu bölgeden göç alabilmesi oldukça güçtür ki, Timur Han Anadolu’dan dönerken Kara Tatarları döve, söve, kese, doğraya Orta Asya’ya geri götürmüştür ki, bu Tatarlar Anadolu’ya diğer boylarla erken dönemden itibaren gelmişti. Bu Tatarlardan bir kısmı kaçıp saklanarak Anadolu’da kalmayı başarmışlardır. Fatih’in en büyük mücadelesi Anadolu’da ki Beylik ve Tımar sisteminden kurtulma çabasıdır. Bundan dolayıdır ki riskli gördüğü büyük boyları öncelikle Balkanlar ve Yunanistan’a zorunlu göçe tabi tutmuş, kontrol edebileceğinden emin olduğu aşiret ve cemaatleri parçalayarak uygun gördüğü yerlere iskan etmiştir. İşte Çepnilerin Karadeniz’de yoğun olarak yaşamasının sebebi Karadeniz’in Fethindeki mücadeleleri ve Fatihe olan sadakattir. O dönemler henüz Osmanlı’nın halen Ehl-i Beyt yolundan gitmesi onu diğer boy ve devletlerinden ayırmıyordu yani mezhepçiliğin siyasileşmesine henüz vakit vardı ve bu ortamdaki çarpışmalar sadece iktidar odaklıydı ta ki Yavuz Sultan Selim ve Şah İsmail bölge imparatorluğu için mücadele edene kadar. Altta Karadeniz’in Fethinden sonra, mevcut Müslüman nüfusuna ait olarak Trabzon ve çevresinde iskan edilen ve geldikleri yörelere göre ad alan Müslüman cemaat grupları şunlardı:
    1- Cemaat-i Niksar 7 hane
    2- Cemaat-i Ladik 7 hane
    3- Cemaat-i Bafra 16 hane
    4- Cemaat-i İskilip 10 hane
    5- Cemaat-i Gümüş 7 hane
    6- Cemaat-i Tokat 25 hane
    7- Cemaat-i Porhal (Turhal) 4 hane
    8- Cemaat-i Göncanik(Gölköy) 8 hane
    9- Cemaat-i Kavala 3 hane
    10- Cemaat-i Sanusak 5 hane
    11- Cemaat-i Amasya 31 hane
    12- Cemaat-i Osmancık 10 hane
    13- Cemaat-i Çorum 15 hane
    14- Cemaat-i Merzifon 18 hane
    15- Cemaat-i Nefsi Samsun 12 hane
    16- Cemaat-i Zile 3 hane
    17- Cemaat-i Satılmış Canik 1 hane
    18- Cemaat-i Karakadi 10 hane

    Bu ve benzer kayıtlarda kimin nereden geldiği ile ilgili tahrir defteri kayıtları ve bölgenin tımar sahiplerinin bilgileri mevcuttur. Size araştırmalarınızda başarılar dilerim, Saygılarımla.

  2. Mahmut KURTAL der ki:

    Merhaba , bugün öğle saatlerinde İstanbu / Fatih semtinde bir işim dolayısı ile gezinirken Kandazlar Tavukçuluk adlı bir dükkanla karşılaştım. Hayrolsun inşallah diyerek dükkanda bulunan arkadaşlara Kandaz isminin anlamını sordum ve bu ismin bir soyisim olduğunu söylediler.
    Kandaz isminin ilgimi çekmesinin nedeni şudur.
    Ben Giresun – Eynesil ilçesi (yukarıdaki röportajda Naci Kandaz ‘ın da belirttiği gibi burası Görele ye baglı bir belde iken daha sonra ilçe olmuştur) altınlı mahallesindenim İstanbulda yaşamaktayım.

    İşte bizim ailemizin (KURTAL- GÜRDAL) topraklarının bir kısmının bitiminde Gandaz suyu isimli bir su kaynağı mevcuttur.

    Harf inkılabından sonra soyisim kanunu ile dedeleriniz bu ismi soyisim aldığında muhtemelen halk arasında “G”andaz (g harfi gırtlaktan okunarak) ünlü ünsüz uyumu gereği “K”andaz ‘a dönüşmüş olmalıdır.

    Uzun yıllardır bu suyun varlığı bilinir ama isminin nereden geldiği bilinmemekteydi. Güzel bir tevafuk sonucu zihnimdeki bu soruya da sizin aracılığınızla cevap bulmuş oldum.

    Selametle.

  3. admin der ki:

    Mahmut Bey, bilgi için teşekkür ederiz. Sitede “yer tespitleri” adında bir bölümümüz var. Verdiğiniz bilgiyi araştırıp oraya koymak isteriz. ancak bize daha geniş bilgi verirseniz seviniriz. Eynesil-Altınlı mahallesinde hala bu su mevcut mudur? Biliyorsunuz zamanla inşaat, yeni yerleşim yerleri yaratma adına derelerin kapatılmas veya doğanın bir dengesi olarak kurumuşta olabilir. Ailemizin ismi ile verdiğiniz bilgiler ise doğru. İlginiz için ayrıca teşekkür ederim.

  4. orhan aktürk der ki:

    sayın Gökhan Bey bilgileriniz için teşekkür ederim ben de size bir bilgi aktarayım biz gümüşhanenin duymadık köyünde ki gandaz lardanız bizim bir kolumuzda bayburt un güneysu babustağan köyünde dir ben şu anda kocaeli gölcükte ikamet etmekteyim saygılarım la

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>