Araştırma-2 (İsmail Kahraman)

ARAŞTIRMA-2  (İsmail Kahraman)

Araştırmacı, gazeteci ve yayıncı İsmail Kahraman (Kandazoğlu)’ın Kandazoğulları ile ilgili araştırma yazısı;

Kandazoğulları Sülalesi Hakkında Bilgi

Kandazoğulları, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nden Türkmenistan’da yaşayan önemli bir aşiretin Türkiye’deki koludur. Fatih Sultan Mehmet, Trabzon Rum İmparatorluğu’nu, 1461 yılında fethettiği zaman askeri açıdan önemli bir yer olan Zigana Dağı’nın eteklerindeki Köstere bölgesine güvenilir cesur bir aile yerleştirmek ister. Türkmenistan’daki Kandazoğulları’ndan bir grup aileyi getirerek bu bölgeye yerleştirir. Kandaz Dağı bölgesini de bu aileye verir

Askeri açıdan çok önemli olan Zigana Geçidi’ni Kandazoğulları koruyarak, Osmanlı Devleti’ne hizmet ederler. Tarım ve hayvancılık açısından yetersiz olan bu bölge de hızla çoğalan Kandazoğulları’na yetmez. Kandazoğulları’nın bir kısmı buradan Trabzon, Şalpazarı, Vakfıkebir, Gümüşhane ve Şebinkarahisar bölgelerine göç ederler. 

Espiye Dikmen Köyü’ndeki Kandazoğulları’nın, Şalpazarı’nın Düz Köyü’nden 400 sene önce Dikmen Köyü’ne gelip yerleştikleri tahmin edilmektedir. Molla Hasanoğulları diye anılan Dikmen Köyü’ndeki Kandazoğulları’nın, Dikmen Köyü’nün medrese ve camisinde dini hizmetler görevi yaptıkları söylenmektedir.

Oğuz Türkleri’nin Çepni Boyu’ndan Gelen Kandazoğulları

Karadeniz’in Türk ve islam bölgesi olmasında Oğuz Türkleri’nin bir boyu olan Çepni Türkler’inin önemli rolü vardır. Çepni Türkler’inden olan Kandazoğulları kabilesi (Aşiret ve sülalesi), Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon Rum İmparatorluğu’nu fethettiği yıllarda gözcü olarak Şalpazarı’nın Sis Dağı eteklerindeki Köstüre Köyü bölgesine Oğuz Türkleri’nin, Çepni boyundan yerleştirdiği iki kardeşten oluşan bir sülaledir. 

Türkiye’yi kuranlar Oğuz Türkleri’dir. Gök Türkler’in batı kolundan olan Oğuzlar, 551 yılında bugün Kırgızistan’ın başkenti olan Bişkek yakınlarındaki Çu-Talas ırmakları ile doğudaki Issık Gölü çevresinde yaşıyorlardı. Oğuzlar kendi istekleri ile 10. yüzyılda İslamiyeti kabul ettikten sonra Türkmen adını almışlardır. 

Issık göl bölgeleri Karluk’ların eline geçince, Oğuzlar buradan göç etmek sureti ile Horasan üzerinden Anadolu’ya gelmişlerdir. 24 boydan oluşan Oğuzlar’ın Çepni boyu; Giresun, Trabzon, Gümüşhane, Bayburt, İspir’in belli bölgelerine yerleşmişlerdir. Özellikle Vakfıkebir, Beşikdüzü, Akçabaat bölgeleri ile Giresun’un tüm bölgeleri aynı kültüre sahiptir. 

Kandazoğulları, Oğuz Türkler’inin Çepni boyundandır. Orta Asya’dan geldiktan sonra Trabzon-Şalpazarı’nın Düzköy çevresindeki Dorukkiriş bölgesine yerleşmişlerdir. Fatih Sultan Mehmet, 1461 yılında Gümüşhane üzerinden Trabzon’u fethettikten sonra, askeri açıdan çok önemli bir bölge olan Zigana Dağı eteğinde adını kendisinin verdiği Torul’a bağlı “Kesikdere” bugünkü ismi ile Köstere’ye güvenilir insanlar yerleştirmek ister. Zira Fatih Sultan Mehmet, Osmanlı Devleti’nin birliği açısından çok büyük sorun olan Akkoyunlu Devleti ile savaşa hazırlanmaktadır. 1473 yılında Akkoyunlu Devleti ile savaş etmeye hazırlanırken paşalarından, Köstere bölgesine yerleştirecek temiz bir sülale bulmalarını ister. 

Konuyla ilgili araştırmalar yapan Avukat Naci Kandazoğlu’nun yaptığı araştırma ve tespitlere göre Kandazoğulları, Türkmenistan’dan göç edip Hazar Denizi kenarından geçerek Kafkasya bölgesine yerleşen ve çadırlarda yaşayan Türkmen boylarından bir kabiledir. 

Kandazoğulları, Rum İmparatorluğu’nun fethinden sonra, Fatih tarafından Trabzon-Giresun’un Ordu iline kadar olan bölgesinin yüksek kesimlerine yerleştirilmiştir. 

Trabzon doğumlu, Yavuz Sultan Selim’in hocasının kurduğu vakıf ve tekke Giresun-Yağlıdere’nin Tekke Köyü’ndedir. Kanuni Sultan Süleyman’ın tuğra ve imzasını taşıyan 500 yıllık bir ferman bu tezleri doğrulamaktadır. Türkmenistan’da halen Kandazoğlu aşireti yaşamaktadır. İran’da Kandaz adlı büyük bir şehir bulunmaktadır.

Fatih Sultan Mehmet’in Güvendiği Sülale (Fatih’in Fedaileri)

Fatih Sultan Mehmet, paşaları ve askerleri olan Kandazoğulları’nı Köstere’ye çok yakın bir yer olan Şalpazarının Düzköy veya Görele bölgesine, Ağasar Kandazoğulları’ndan (Türkçe sözlüklere göre Kandaz’ın anlamı kanı temiz, bozulmamış, cesur, mert, kahraman ve yiğit anlamına geliyor) Hasan ve Ali adlı kardeşleri de askeri açıdan çok önemli bir bölge olan Torul’un Köstere (Kesikdere) bölgesine yerleştirmiştir. Bu kardeşlere askeri görev ve ferman veren Fatih, bugün bile aynı adla anılan Kandaz Dağı’nın tapusunu kendilerine vermiştir. 

Verimsiz, ekilip biçilmeyen bölge olan Köstere’de sülale artınca, buradan iki kardeş Espiye’nin 2.000 metre yükseğindeki, Lahanos Madeni’nin bulunduğu yere gelirler. Kendilerine yer aramak isteyen bu kardeşler, akşam olunca bir araya gelirler. Kardeşlerden birisi; “ben bir tane ekesilik yer buldum” derken, diğer kardeş de “ben de bir dikme dikesilik yer buldum” der. Bitene ve Dikmen Köyleri’nin adları bu şekilde kalmış ve bu iki önemli köyü Kandazoğulları kurmuş denilmektedir. 

Bir başka rivayete göre, Dikmen Köyü “Bayram Beyliği veya Dikmen Melikliği” adı ile nahiye merkezi olarak Fatih Sultan Mehmet döneminde kurulmuş bir merkezdir. Torul veya Şalpazarı Düzköy’deki Kandazoğlu sülalesinden Molla Hasan adlı bir müderrisin buraya gelerek ders vermeye başlaması ile sülalenin adının Mollahasanoğlu şeklini aldığı da bilinmektedir. Fakat halen, Dikmen Köyü’ndeki bu sülaleye Kandazoğulları denmektedir. Bugün sülalenin büyük bir kısmı Kocaeli’nin Gebze ve Darıca İlçeleri’nde ikamet etmektedir. 

Kandazoğulları bugün değişik soyadları almalarına rağmen Orta Asya’dan gelip yerleştikleri Şalpazarı’nın Düzköy ve Dorukkiriş’inden, Torul-Köstere veya Görele-Ağasar bölgelerinden Türkiye’nin çeşitli bölgelerine yayılmışlardır. 

Kandaoğulları; Trabzon, Değirmendere, Şalpazarı, Akçabat, Yomra, Gümüşhane Torul, Kürdün, Uluköy, Samsun, İzmit, Ordu, Kumru, Şebinkarahisar (Alişar), Eynesil, Görele, Espiye (Dikmen Köyü, Avluca ve Bitene), Keşap (Çakırlı Köyü), Çorum Sungurlu, Adapazarı, Bolu, Düzce, Kaynaşlı, Hendek, Çatalçam, Akyazı, Kocaeli, Gebze, Gölcük, Maşukiye, İzmir, Ankara ve İstanbul’un belli bölgelerine dağılarak genişledi. (Bakınız IX. Bölüm tablolar) 

Sülalenin en önemli özelliği, ailesine bağlı, çalışkan, milli ve manevi duyguları kuvvetli, başta ilim ve din adamları başta olmak üzere yetişmiş çok sayıda insan olmasıdır. Kısa sürede sinirlenen, haksızlığa tahammül edemeyen sıcak ve dost canlısı insanlardır. Vakıf ve hayır hizmetleri yapmaları, din ve ilim adamları yetiştirmeleri, halka ve devlete hizmet etmeleri ile tanınmaktadırlar. Trabzon Sülüklü Mezarlığı başta olmak üzere Ağasar, Köstere ve Gümüşhane bölgesinde vakıf yerleri bulunmaktadır.

Araştırma-2 (İsmail Kahraman) için 2 cevap

  1. Seddül Bahir der ki:

    Öncelikle Oğuz’lar meselesi biraz karışıktır. Göktürklerin bize bıraktığı yazıtlarda kuzeydeki Guz-Oğuzların düşman olduğunu ve Çin”le Göktürklere karşı yaptıkları anlaşma üzerine Oğuzlara sefer düzenledikleri hatta defalarca savaştıklarını ve boyunduruk altına aldıklarını yazar. Arap coğrafyacı Yakubi (9.yy) Yedisu bölgesindeki Guziya adlı Oğuz başkentinden ve Guz-Oğuz krallığından bahseder, Çinliler 7. ve 8. y.y.’da Issık göl ve Talas arasındaki Dokuz Oğuzlardan bahseder, aynı dönemde Tarbagatay bölgesinde ise üç Oğuzlardan yani Karluklar vardır. Üç Oğuzlar daha sonra aşağı inip dokuz okuzları daha aşağı iteler. Göktürkler adlandırma olarak Dokuz Okuzlar diye Uygurlara üç Oğuzlar diye de Karluklara diyordu. Karlukalrın Uygurlarla yakın akrabalık bağı olduğu da biliniyor ayrıca Oğuz adının daha çok federasyon hatta daha sonra konfederasyon anlamında kullanıldığını ve bu birliklerin geçişken olduğunu da unutmamalıyız. Kaşgarlı Mahmut döneminde artık neredeyse etnik bir isim olarak kullanılan Oğuz adı aslında bir konfederasyondu ve önce Manicilik ardından Yahudilik ve Müslümanlığın etkisiyle Nuh peygamber ve soyuna benzer bir ortak ata oluşturarak siyasi bütünlük sağlama çabasının bir ürünü olarak oğuz destanı orjinal halinden değiştirilmişti. Uygurlarda bulununan Oğuzhan destanı daha orjinal ve köklerine daha yakındı. Aynı köklerden çıkmışta olsa dini ve politik etkilerle değişmiş olan boylar birbirine düşmanlık yapmakta bir mahzur gömüyordu. Kaşgarlı mahmut budist Uygurların yani Dokuz Oğuzların katledilişini heyecanla anlatmıştır. Kaşgarlının Oğuz boyları ve destanında ki adlandırmalar ve boylar aslında bir konfederasyonun parçaları ve bir çoğu başka geçmişlere sahip boylar hatta kavimlerdi. Çepnileri Oğuzlara ekleyen Kaşgarlı o gün için haklıydı ama tıpkı peçenekler ya da togarlar ve hatta kınıklar gibi onlarda başka geçmişlere sahip boylardı. Şimdi bu güne kadar bir çeşit ideolojiye dönüşen bu destan o gün için Araplara karşı bir bütünlük sergileme amacının, Kaşgarlıda vücut bulmuş haliydi ama aynı Kaşgarlı Kayı boyu’nun iyi Türkçe konuştuğunu ama kendi aralarında başka bir dil daha konuştuğunu bu ve başka bir çok boy içinde yazmıştır hatta bazıları 3 dil konuşurlarmış. Biz aynı zamanda Kayı’ların 9.yy ortalarına kadar Kara Kitanlarlarda adı geçen bir askeri boy olduğunu da biliyoruz. Yani asıl anlatmak istediğim kalıplaştırılmış bazı bilgilerin aslında o gün için geçerli olduğu ama hemen önceki tarihlerde bambaşka adlandırmalar ve tarihler içerdiğidir. Neticede Çepni ya da Çebi’ler Kaşgarlı döneminde Oğuz konfederasyonu’nun bir parçasıydı ama diğer parçaları nerdeydi? Mesela Peçenekler Balkanlarda Bizansı yıpratırken Orta Asyada Peçenekler Oğuz konfederasyonun bir parçasıydı. Bu gün Çin tarih yıllıklarında Çepnilerin Karlukların bakiyesi olduğunu görüyoruz, ve karluklar ve Yagma’lar Oğuz yabgusundan 100 yıl sonra Karahan kağanlığını kurduklarında muhtemelen Çepnilerin ataları çoğu oradaydı Oğuz Yabgusunda değil. Saygılarımla.

  2. Ercan Kandemir der ki:

    Yazınızı baştan sona okudum. Kandazoğulları’nın Şalpazarı Düzköy’den geçtiğini anlatmışsınız. Ben de Düzköyü’yüm. Köyümün en az 500 yıllık tarihi olduğunu biliyorum. Köyün kurucularının ise 2 kardeş olduğunu, bu kardeşlerden İmamoğulları (Özdin soy adını taşıyorlar) ve Kandemir soy adı taşıyanların günümüze geldiği söyleniyor.
    Acaba araştırmalarınızda Kandemir sülalesi ile ilgili bilgilere rastladınız mı? Bana yol gösterir misiniz ?
    Ayrıca Düzköy’ün Şalpazarı’nda kurulan ilk yerleşim yeri olduğu da söyleniyor. Anlaşılıyor ki Düzköy bir nevi durak ve geçit yeri görevini üstlenmiş o dönemlerde.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>